Ayak ayak üzerine attı. Avını bekliyordu. Kendisi bir kediydi. Farkında değildi. Şöhret o'nu çıldırtıyordu. Çıldırmaktan keyif alıyordu. Keyif aldıkça, burnu Kaf dağının tepesine değiyordu. Kaf dağı ne ki? Kaf'dan sonra Kef gelmiyor muydu? Keyif hâlini çağrıştırıyordu. Neyse!.. Derin mevzulara kapalıydı. Oysa avı bir aslan, bir kaplandı. O sıkıntılı dönemlerde kendi eşitleri gibi tüy'müştü. Master falan/filân. Darbelerde her zaman bir bilen birilerinin kulağına üf'ler. Çık ve git. Dil öğren, master yap. Bu bir emir kipiydi. Darbe sonrası anormal süreçte bu tipler yedeğe alınırdı. Yedekte beslenirlerdi. Sonra, kahraman olarak yurda dönerler ve eski ile irtibatları olmazdı. Bu tiplere önce vücut dili dersleri verilirdi. Mâzide bir ve beraber olduğun, ekmeği bölüştüğün arkadaşını kahretmenin en şık(!) yolu, muhatabın ile ayak ayak üzerine atmak olmalı. O'da aslanın karşısında öyle yapmıştı. Kedi, aslanı boğacaktı. Ve keyfini çıkaracaktı. Aslan'ın böğürtüsü ile sarhoş olacaktı. Kadehine şarap haram olduğu için, şarabın yerine aslanın böğürtüsünü koyup koyup içecekti. O da ne? Aslanın yeleleri yıldızlara değiyordu. Kedi tırmaladıkça, aslan kükremiyordu? Çılgına dönmüştü. Neden eline, ayağına kapanmıyordu? Neden? Bu neyine güveniyordu? Hiç oralı olmadı. Kedi, Aslanı ayakta tutuyordu. Öylesine ders almıştı. Harfi harfine uyguluyordu. Aslan biliyordu ki;
Bu da geçecek. Biliyordu. Olan ormana oluyordu!..
Joomla Template - by Joomlage.com