Yıldız yokuşu; sabahın 06'sı. Etraf sessiz. Tek tük araçlar homurdanarak yol alıyorlar. Adeta günün maçına şehir hazırlanıyor. Şehrin ahalisi ezan'lara karşı duyarlı ne zaman olacak? Derin bir iç geçirdi! İç geçirdi de ne demek? İç'i geçti. Dış oldu. Dış'ında yara bereler. Eşref-i mahlûkat varlığın, bu yoksul ve yoksunluğuna ne demeli? Bu şehirden kop'mayı hiç düşünmedi. Peki, insanlardan kopmayı düşündü mü? Düşündüğü an'lar, an'sızın gelen düşüncelerle olmadı değil. Nasıl mı geçti bu tünellerden? Tevekkül, tefekkür, şükür ve teşekkür ile geçti. Yollar yormuştur. İnsanların riyakârlığı ağlatmıştır. Ancak O'nu insan ve şehir davasından koparıp alamamıştır. Sol serçe parmağının yanı başındaki yüzüğüne şöyle yazdırmıştı; "İnsan, Allah(cc)'ın emanetidir." Emanete ihanet etmek, delikanlı raconun da var mı? Yok, yok, yok!.. Sendelemeye bile hakkının olmadığını her daim bu girdap halinde düşünürdü. Düşmemek için, bu sabah Ezan ve Şehir'e yeniden tutunmuştu. Ezan, O'nun için kuyuya sarkıtılan ip 'ti. Şehir, O'nun kuyusuydu. İnsan, kuyuda Yusuf olmayı ister mi? Elbette istemez!.. Ancak, sabah ezanlarına kulağını tıkayan bu şehir ahalisi O'nun için bir kuyuydu. Kabulü zordu, biliyordu. Lâkin kuyuyu kabullenmek zorundaydı. Bir rüzgâr, amadeli bir rüzgâr sert esmiş. Ne var ise yağmalamıştı. Bu şehrin insanı, havasını teneffüs ettiği şehire hiç ama hiç benzemiyordu.
Yıldız yokuşundan denize doğru kendisini boca etti. Denizin kıyısında Yunus balığı O'nu bekliyordu!
Joomla Template - by Joomlage.com