Yürürlükte olan Nizam ülkümüzü, hayata geçirmek için. Ezberlerimize kimseleri dokundurtmadan. Alaycı tavırlara, kültür ve aksiyon alayları kurarak cevap veriyorduk. Korkuyu korkutmuştuk. O başka diyarlara çoktan gitmişti. Ya da, göndermiştik. Ulu bir dava için yürüdüğümüzü, önümüze düşenlerin yürek seslerinden anlıyorduk. Yok yok, hissediyorduk. Uçağın havada türbülansa girdiği gibi, acaba bizde girdik mi? Girdiğimiz vakitler olmuştur. Ancak, büyük sarsıntılar geçirmeden yol almaya devam etmişiz. Titrek ellerimize ve müşkül yüreklerimize, cesaret veren öncü kadroların, abide gibi önümüzde olmaları, yürüyüş kolumuzu ve yolumuzu dağıtmadan, sürdürebilmişiz. Öne düşmek, müşkül bir iştir. Mesuliyet almak, mesut anlayışını değiştirmektir. Rahmetli Erbakan Hoca'nın öne düşmesini nasıl anlamalıyız? Ya da, anlayabilmiş miyiz? Bu gün Davayı hak ettiği yere oturtmak gayesini taşıyan Sayın Erdoğan'ın çilesini anlamak durumundayız. Politikanın Giyotinine fikirlerimizi kurban etmeden, yapabilmeliyiz.
Türkiye'de İslami, yerli, Milli mefkûrenin temel direkleri çilelerle dikilmiştir. Zayi etmeden, kazanımları kaybetmeden her bir fert, büyük sorumluklar almak zorundadır. Bu bir varoluş hikâyesidir. Artık, şiirlerde ve marşlarda hayal ettiklerimizi, liyakat mevkiinde yerine oturtma zamanıdır. Ülküleri için yaşayanlar, sözün bittiği yerde olduğunu bilmeleri gerekir.
Evet, sözün bittiği ve işbaşı yapılacak yerdeyiz.
Joomla Template - by Joomlage.com